GÜNEY OSETYA ve GÜRCİSTAN: Çatışmanın Tarihi Kökleri
Kas 12th, 2008 | By Editör | Category: GÜNEY OSETYAGürcistan ve Güney Osetya ilişkileri tarihi, Gürcistan’ın Ağustos 2008′deki insanlık dışı askeri hareketinin derin bir tarihi altyapısı olduğunu gösteriyor. Yüzyıllar boyu, Gürcistan yönetiminin Oset karşıtı politikaları gerginliğin başlıca sebebi oldu. Gürcü yönetimleri G.Osetyalıları bağımlı olmaya boyun eğmeye zorladılar ve kendi kaderlerini belirleyecek bağımsız kararlar almalarını engellediler.
Gürcü yönetimi, Güney Osetya’yı kendisine tabi bir bölge olarak gördü; haliyle bu politika Osetya halkı arasında haklı rahatsızlıklara ve protestolara yol açtı. 19. yüzyılda Osetlerin yaşadığı coğrafi bölge resmi belgelerde Güney ve Kuzey Osetya olarak ikiye ayrılmıştı. Fakat bu isimler idari mevcudiyetleri değil, tek bir Osetya halkınının yaşadığı iki coğrafi bölgeyi nitelemişti.
Gürcü hükümeti, Güney Osetya bölgesini kendi devletlerinin bir parçası olarak görüyor oysa 1791′de, Gürcü kralı İkinci Irakli (Erekle), kendini bağımsız kabul eden Osetya halkına vergi dayatamayacağını kabul etmek zorunda kalmıştı. Böylece Gürcü krallığının yönetemediği Güney Osetya’nın idaresi gerçek sahiplerince gerçekleştiriliyordu.
Buna karşın, 18. yüzyıl başında Gürcü ordusu Güney Osetya’ya kılıç ve ateşle saldırarak çok sayıda köyü yok etti, 80 askeri kuleyi yıktı ve birçok sivili esir aldı.
Ocak 1851′de ise, Rus Çarlığı, Osetya’nın güney kesimlerinin Gürcistan’dan bağımsızlığını tanıdı. Eylül 1852′de de bu kararı resmen onayladı.
Rus Çarlığının çöküşünden sonra Güney Osetyalılar uluslarının ve devletlerinin kendi kaderini tayini konusuyla yüz yüze geldiler. 1917 yılında Nisan ve Kasım ayları arasında gerçekleştirilen dört Oset Halk Kongresi sonucunda tüm tarafların sivil savaş süresince dahi saygı duyduğu ve asla çiğnemediği temel kararlar alındı: Osetya toprak ve siyasi olarak bütüne dahildi ve Rusya devletinin bir parçasıydı.
Ayrıca gerçekleştirilen kongrelerde Osetya İcra Daireleri kurulması kararı alınmıştı. Oset Halk Kongrelerinin seçtiği “Birleşik Oset Milli Konseyi” Kuzey Osetya’da iktidara gelirken; Güney Osetya’da Güney Osetya Kongresince delegeleri seçilen Güney Osetya Milli Konseyi yönetime geldi.
Bu konseylerin koordinesinden Tüm-Osetyalılar Birleşik Komitesi sorumlu tutuldu. Oset Mill Konseyi çok partili, demokratik bir yönetimdi ve Rusya Federasyonu’nun devlet ve siyasi yapısıyla ilgili sorunlar çözülene kadar Osetya’yı yönetti.
26 Mayıs 1918′de Gürcistan’ın bağımsızlığını ilan edildi ancak Tiflis ve Kutaisi bölgelerine ek olarak Osetya da Gürcistan Demokratik Cumhuriyeti’ne dahilmiş gibi gösterildi. Üstüne üstlük Gürcü ve Alman birlikleri Tskhinval’e girdi (o tarihte Almanlar Gürcistan’ın müttefiki idi).
1919 yılı başlarında Gürcü yönetiminin önceliği Osetleri tahakküm altına almak ve tüm haklarını gaspetmekti. Bu eylemlerin sloganı “Güney Osetya yoktur, tek bir Gürcistan vardır” varsayımı idi. Gürcü lider Noy Geordania ivedi bir hareketle Roki Tüneli’nin yapımını durdurma” emrini vermişti ki bu yol Kuzey ve Güney Osetya’yı birbirine bağlamaktaydı.
1919 yılı 12 ve 13 Mayıs’ta, Gürcü birlikleri tekrar Güney Osetya’ya saldırarak işgal ettiler ve tamamen demokratik yolla seçilen Milli Konsey’i yıktılar.
Mayıs 1920′de sosyal ve demokratik olarak kendi kaderini belirleme haklarına ve halkın düzenlediği dört ulusal Oset Kongresinin temel kararlarına dayanarak Güney Osetyalılar, uluslarının bölünmüşlüğü sorununun adaletle çözülmesi için bir girişimde daha bulundular. Ancak bu girişim de Noy Geordania yönetiminin Güney Osetya’ya asker göndermesi ve halkı soykırıma varan bir şekilde cezalandırmasıyla sonuçlandı.
Osetya’yı Osetsizleştirmek için farklı farklı stratejiler uygulandı. Gürcü politikacılarına göre, bunların arasında en başarılı olanı Osetya’yı “yakmak”tı. Bu taktik özellikle, köylü hareketinin merkezi olan dağlarda uygulandı. Gürcü ordularının hedefi tüm Oset nüfusuydu. Bu yüzden ayrım gözetmeden tüm köyleri yakmaya çalıştılar. Gözdağı vermeye odaklı ikinci strateji ise direnişçilerin (akrabaları ve yandaşlarıyla beraber) imha edilmesini biçimindeydi. Bu strateji, nüfusun sadece Osetlerden oluşmadığı yerler için daha için uygundu. Üçüncü strateji ise etnik temizlikti. Başka bir deyişle, Osetlerin yerleşim yerlerinden sürülmesi ve yerlerine Gürcülerin yerleştirilmesiydi. Böylece yavaş yavaş Güney Osetya’ya Gürcü nüfusu yerleştirildi.
1918–1920 yılları arasında gerçekleştirilen Gürcü askeri operasyonları sonucunda beşbinden fazla Oset katledildi veya sürgün yolunda yaşamını yitirdi. Sürülmüş 25 binden fazla Güney Osetyalı, Kuzey Osetya’da kendine barınacak yer aradı. Yaklaşık 50 bin Oset yerinden edildi ve Osetya’nın güney kesimindeki Oset nüfusunun %30′u yok oldu.
1922′de, Osetya halkının iradesine rağmen Güney Osetya, özerk bölge statüsünde zorla Gürcü Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne eklendi. Kuzey Osetya Rusya Federasyonu’na dahil kaldı. Yani tek Osetya zorla siyasal, idari ve ekonomik anlamda ikiye bölünmüş oldu.
Onlarca yıl boyunca, SSCB’nin içinde Gürcü Cumhuriyetine hapsedilmiş Güney Osetya Gürcistan’dan ayrılarak direkt olarak SSCB’ye bağlanmanın yollarını aradı. Gürcü hükümeti ise buna karşın Güney Osetya’nın özerkliğini dahi sona erdirmeye çalıştı.
1980 sonları ve 1990 başlarında önde gelen siyasetçiler ve halk Gürcü politikasının biraz olsun gelişmesini umut ettiler fakat Gürcistan’ın şoven iç politikası zerre kadar değişmedi.
1989 Kasımından 1990 Haziranına kadar Gürcü yönetimi Sovyet döneminde alınan tüm kararları ve kanunları feshetmeye karar verdi. Bu karar sonucu Güney Osetya’nın özerkliği de feshedilmiş oluyordu. Ancak yine bu karar sonucu Güney Osetya’nın Gürcistan’a bağlanma kararı da feshedilmiş oluyordu. Yani böylece Gürcü yönetimi Güney Osetya ie arasındaki bütün bağları ortadan kaldırıyor ve 1922-1990 yılları arasında sınırları içinde kalan Güney Osetya’yı tekrar Gürcü sınırlarının dışında bırakıyordu.
Ancak Kasım 1989′da, Güney Osetya’nın özerk kalma kararına Gürcü lider Zviad Gamsahurdia’nın Eredvia Kasabası’nda düzenlenen bir toplantıda cevabı “Oset çöpünü Gürcü süpürgesiyle Roki tünelinden kuzeye süpüreceğiz” şeklinde oldu. Plan tüm Osetleri Kuzey Osetya’ya sürmek ve Osetsiz bir Güney Osetya yaratmaktı.
23 Kasım 1989′da kırk bin silahlı Gürcü Güney Osetya’ya ilerledi. Dümeni Milli Hareket Liderleri ve Gürcü Komünist Partisi üyeleri tutuyordu. Tskhinval’e giriş imkanı bulamayan militanlar altı ay boyunca şehri kuşatma altına aldı ve çevre Oset köylerinde büyük acılara yol açtılar. Güney Osetya polis rapor kayıtlarından birini özetlersek: “16 Aralık 1989 akşamında, Tskhinval bölgesinde yer alan Kekhvi Köyü’nde Gürcü bölgesinden gönderilen polis birlikleri ulaşım araçlarını durdurdu. Oset vatandaşlarını zorla dışarı çıkartarak Gürcü militanlara teslim ettiler. Alıkoyulan 16 kişi militanlar tarafından insanlık dışı işkencelere tabi tutuldular; Aralık soğuğunda buzlu suya sokulup karda çıplak süründürüldüler. Gürcüler erkeklerin bıyıklarını kesip onlara yutturdu.”
1990 sonbaharında radikal Gürcü milliyetçilerinin yönetime gelmesi ve Gürcistan’ın bağımsızlığını ilan etmesiyle birlikte durum daha da kötüleşti. Silahlı provokasyonların yanı sıra resmen ekonomik ambargo, ulaşım ve iletişim ambargosu ve altyapının yıkımı da başladı.
1990′da halk temsilcileri toplantısında otonom Oset parlamentosu SSCB’den bağımsızlık için oy kullandı. 21 Aralık 1991′de, Cumhuriyet Yüksek Konseyi Güney Osetya Cumhuriyeti’nin bağımsızlık bildirisini onayladı ve bu karar Güney Osetya’nın Gürcistan’ın iç politikasına katılımını tamamen sona erdirdi.
6 Ocak 1991′de Gürcü ordusu Güney Osetya’ya girerek Tskhinval’i ele geçirdi. Şehir silahlı altıbin elit Gürcü militanına teslim oldu.
Şehrin bütün hayati altyapısını elinde tutan, bütün yolları kesen, elektrik dağıtımını durduran, gaz ve su borularını tahrip eden Gürcü güçleri Osetleri katletmeye başladı. Bu sebeple 7 Ocak 1991, Tskhinval vatandaşları tarafından “Kanlı Noel” olarak adlandırılmıştır. Şehrin farklı kesimlerinde sözde Gürcü “polisleri” silahsız insanların üstüne ateş açtı, birçoğu öldü ve daha fazlası yaralandı. Daha sonra Oset halkının direnişiyle karşıkarşıya kalarak şehrin dışına atılan Gürcü güçleri, şehre hakim tepeleri ele geçirerek Oset halkına ölüm kusmaya devam etti. Şehre ağır silahlarla ateş açıp bombardımana ve füze saldırısına tabi tuttular. Güney Osetya’daki Gürcü terör faaliyetleri sivillerin katliamı ve Oset yerleşimlerinin yakılıp talan edilmesi ile sürdü. En büyük zalimliği yapan Gürcü terör örgütü “Mhedrioni” üyeleri idi.
20 Mayıs 1992′de, tarih Osetlere karşı işlenen suçların en çirkin ve insafsız olanına tanık oldu; kuşatma ve savaş zamanlarında Güney Osetyalıların tek “hayat yolu” olan Zarsk Yolu’nda devlet destekli Gürcü teröristler içinde silahsız sivillerin bulunduğu bir araç konvoyunu pusuya düşürüp ateş açtılar. 33 kişi öldü; 30′dan fazla kişi ciddi şekilde yaralandı. Ölenlerden 19′u çocuk, kadın ve yaşlılardan oluşuyordu. Gürcü hükümeti, bu insanlık ayıbının faillerinin bulunması için hiçbir adım atmadı.
Osetya’ya açılan savaş 1992′de yapılan dört taraflı (Rusya, Gürcistan, Kuzey Osetya ve Güney Osetya) antlaşma üzerine barış güçlerinin bölgeye girdiği 1992′ye kadar sürdü. 1991-1992 yılları arasında Güney Osetya Cumhuriyeti’ne yapılan Gürcü saldırıları sonucunda ikibinden fazla Oset öldü; 3500′den fazla kişi yaralandı; 120′den fazla kişi kayboldu; 117 Oset yerleşim alanı ateşe verildi. Kuzey Osetya ve Rusya Federasyonuna ait diğer bölgelerdeki Güney Osetyalı mülteci sayısı 20 binden, Gürcistan’ın iç bölgelerinden kaçan mültecilerle beraber toplam mülteci sayısı 100 binden fazla oldu.
24 Haziran 1912′de, Boris Yeltsin ve Eduard Shevarnadze arasında Soçi’de yapılan antlaşmalar üzerine bir bildiri yayımlandı. Bildirinin en önemli maddeleri, çatışmaların sana erdirilmesi ile barış ve düzeni sağlamak için karma kontrol komisyonu ve karma barış gücü oluşturulmasıydı. Kuşkusuz, Antlaşmanın diğer maddeleri de, özellikle askerlerin çatışma alanlarından çekilmesi maddesi büyük önem taşımaktaydı.
Soçi Antlaşmasının imzalanmasının ardından 15 yıldan fazla bir süre boyunca, Güney Osetya’daki sükunet bir takım zorluklara rağmen korundu. Yavaş yavaş savaşın bozduğu ilişkiler onarıldı. Karma Komisyon çerçevesindeki müzakereler bu gidişatı korumak yönünde umut verici oldu. 16 Mayıs 1996′da, emniyet ve karşılıklı güveni güçlendirmek adına bir sözleşme imzalandı. Bu sözleşme, sadece yasal bir belge olmakla kalmadı. Gürcistan-Osetya çatışmasına politik uzlaşma yolları arayan tarafların niyetlerini de ortaya koydu.
Çeviri: Duygu Kılıç
kaynak: http://www.russiatoday.com/ossetianwar/news/30372